• Opening Hours

    AÇILIŞ KAPANIŞ SAATLERİX

    PAZARTESİ18:30 - 23:00

    SALI18:30 - 23:00

    ÇARŞAMBA18:30 - 23:00

    PERŞEMBE18:30- 23:00

    CUMA18:30 - 23:00

    CUMARTESİ10:00 - 19:30

    PAZAR10:00 - 19:30

  • 532 554 1654 - 553 632 0077
  • Contact

    Let's Keep In Touch!X

    ADDRESSSiyavuşpaşa Mahallesi, Çamlık Caddesi, Fındık Sokak, No: 5, Bahçelievler/İSTANBUL

    LEAVE A COMMENT

    Sending your message. Please wait...

    Thanks for sending your message! We'll get back to you shortly.

    There was a problem sending your message. Please try again.

    Please complete all the fields in the form before sending.

WING CHUN HABERLER

Wing Chun 1 TG tezim

By Editor | In Manşetler, WING CHUN & ESCRIMA | on November 19, 2012

EGO, ÖZGÜVEN ve FARKLARI

Ego, Özgüven ve farklarını açıklamanın en iyi yolu önce bu kavramları iyi tanımlamaktır. Kavramları tanımlayabildikten sonra farklarını açıklamak ise tartışmanın devamını doğal olarak oluşturacaktır.

Ego, Türkçe’de kullandığımız bencil anlamına gelen “Egoist” temelde yanlış bir kavramdır. Roma ve Yunanca’da Ego “ben” anlamlarına gelmektedir. İngilizce’de ise benlik ve kişilik anlamlarına gelmektedir.

Benlik üzerine en sağlam kuramı Sigmund Freud atmıştır. Freud’un yapısal teorisine göre zihin id, ego ve süperego’dan oluşuyor:

Id, biz doğduğumuz zaman bizimle beliren açlık, ısınma, cinsellik, dışkılama, saldırganlık gibi temel dürtüleri taşıyor. Id doguştan gelir ve içinde Freud’un belirttiği psişik bir enerji içerir. Id, haz ilkesi ile hareket ederek ve bir an önce doyuma ulaşmak ister. Doyuma ulaşamamak ve bu yolda engellenmek gerilime ve strese yol açar. Öfke ve sinirin de kaynağı buradan meydana gelemektedir. Id, Engellemeyi aşmak için daha fazla çaba gösterme isteğini ve engeli aşma güdüsün körükler. İd yaşam için gerekli enerjiyi de içinde barındırır. Id’daki enerjinin dışarı çıkmaması ya da doğru yönlendirilememesi sonucu kişinin konuşmasında, yazmasında, idrak etmesinde ve hatırlamasında ve farklı günlük aktivitelerinde sorunlar görülebilir. Id, her zaman durdurulması ve sınırlandırılması gereken bir zihin gibi değil. Doğru yönlendirilmesi ve enerjisinin iletilmesi gereken bir güç ve yaşam ünitesi gibi görülmelidir. Id, mantık kuralları dışında hareket eder ve gerçekliği önemsemez. Id’ın isteklerinin beklenmeden karşılanması, haz oluşmadan sağlanması gelişimi durduracaktır. Psikolojik gelişimi kapatacaktır.

Ancak ID’inde bir hafızası vardır. Kendi isteklerini nelerin karşıladığını veya karşılayacağını öğrenmektedir. İsteklerini zaman ve konumlarda değiştirebilir. Id beden ve beden süreciyle ilgilidir. Dış dünya ile ilgilenmez. Ahlak, değer yargısı ve moralden yoksundur. Id isteklerini fantezi, halüsinasyon ve rüyalarla giderebilme kudretine sahiptir.

Ego, – genel olarak – doğumdan sonraki 6. aydan itibaren gelişmeye başlar. Ego, Id’den oluşur ve ondan aldığı enerji ile gelişir. Tüm enerjisini Id’dan alır. Id’ın gerilimi rahatlatma ve hazzı elde etme yolundaki başarısızlıkları Ego’yu meydana getirir. Burada Id, subjektif bir iç dünya ve objektif bir dış dünyaya bölünür. Ego, benlik içinde Id ve Süperego’ya karşı dış dünyayı temsil eder. Ancak dış dünyada yani gerçeklik içinde de Id ve Süper ego’yu temsil etmektedir. Ego’nun görevi Id’ın isteklerine gidecek planlamaları yapmak ve yolu bulmaktır. Id’ın önündeki engelleri Ego planlama yaparak ve bazen de zamana yayarak aşar. Ego’nun bu problemleri ve engelleri çözmesi için öncelikle dış dünyayı doğru algılaması gerekmektedir. Ego, haz prensibi yerine gerçeklik prensibi ile yönetilir. Gerçekliğin amacı ihtiyaca karşılık gelecek nesnenin bulunması ve meydana getirilmesine kadar enerjinin deşarjını ertelemektir.

Bilimdeki tüm ilerlemeler kişinin kendi kafasındaki dünya ile zihinsel temsillerinin gerçek dünyayı daha iyi anlatması ve açıklamasıyla sağlanır. Bir nesne ile ilgili fikir o nesne ile uyuştuğu zaman fikir ve nesne özdeşleşir. Düşünceler gerçekle özdeşleşir ise bu nesneler ile ilgili doğru planlar yapılabilir. Yapılan doğru planlarda Ego’yu amacına ulaştırır. Ego planını uygularken güç kullanır. Bu gücü kullandığı organizmayı da tanımak Ego’nun görevleri arasındadır. Çünkü planı başarıya ulaştıracak güç organizmadan alınır.

Süperego, ise Ego’dan türemiştir. Kişinin çocukluk döneminde Id’inden gelen istekleri Ego’sunun bulduğu yöntemlerle gidermeye çalışırken, ebeveynleri tarafından yöntemlerinin eleştirilip engellenmesiyle gelişmeye başlar. Buradaki ebeveynin yerini kişi üzerinde etkili olan okul, öğretmen, arkadaş, devlet gibi.. gerçek ve tüzel kişiler alabilmektedir. Daha sonra içselleştirilen bu “kişiler” bireyin yalnız zamanlarında bile Ego’nun engellenmesini sağlayabilmektedir.

Cezalandırma ve onaylanma arzusu çocuğun ebeveynlerinin ahlak kurallarını özdeşleştirmesiyle olur. Mükafatlandırıcı ve cezalandırıcı güçlerle donatılmıştır. Süperego’nun Ego’yu benlik ülküsü ile mekafatlandırırken, vicdan ile cezalandırır. Benlik ülküsü mükemmele ulaşmaya çalışan ve idealist ve akla önem veren kişidir. Ego gibi gerçek ve yanlış kavramların yerine iyi ve kötü ayrımlarıyla ilgilenir. Gurur egoya iyi olmasından dolayı benlik ülküsü tarafından verilen bir mükafattır. Süperego, Ego’yu cezalandırmak için onu değersiz görülen bir nesne ile özdeşleştirerek veya seçerek ona suçluluk duygusunu hissetmesini sağlar.

Ego, Süperego ve Id’in baskıları altında ezildiği zaman belirli savunma mekanizmaları geliştirir. Bu yöntemler saldırgan veya uyumluluk gösteren sonuçlar gösterebilmektedir. Bu mekanizmalar Ego’nun hareketlerini anlamak için önemlidir:

Yüksek düzeyli savunma mekanizmaları

1.Altruism(Özgecilik) +
2.Antisipasyon(beklenti oluşturma) +
3.Asetizm(çilecilik) +
4.Mizah(Humour) +
5.Sublimasyon(yüceltme) +

Düşük seviyede savunma mekanizmaları

6.Bastırma (represyon)
7.Somatizasyon
8.Yer değiştirme(Displacement)
9.Yapma-bozma(doing-undoing) –
10.Zıt tepkiler oluşturma(Reaksiyon-formasyon)
11.İzolasyon (Yalıtma)
12.Özdeşleşme
13.İntrojeksiyon(içe alma)
14.Yansıtma (projeksiyon) –
15.Yansıtmalı özdeşim (projektif identifikasyon)
16.İnkar (denial)
17.Bölme(splitting) –
18.Regresyon (gerileme)
19.Çözülme (dissociation)
20.Rasyonalizasyon
21.Entelektüalizasyon
22.Eksternalizasyon
23.Kompansasyon –

Yüksek düzeyli savunma mekanizmaları
Toplumsal uyumu sağlamaya yardımcı olur.Kişinin benlik saygısını düzenlemekte etkindir.Semptom oluşumuna yol açmadan çatışmanın çözümünü sağlayan mekanizmalardır.

1.Altruism(Özgecilik):
Ego, kendi içgüdülerini doğrudan değil başkalarının yararını gözeten faaliyetler ile doyurma yolunu seçer.Ülkesi adına savaşta canını verenlerden çocuğunun yararı için kendi temel ihtiyaçlarını görmezden gelen annelere, özgecilik mekanizması “bencil olmayan,fedakarca davranışların” temelini oluşturur.Önemli bir nokta bu tür davranışların altında gizli,ikincil yararların gözetilmemesidir. Bir ihtiyaç sahibine ya da kuruma yapılan yüklü bir bağış açık veya gizli biçimde bir kişinin toplumsal popülaritesini artırmak maksadıyla yapılmışsa özgeci bir davranış olarak nitelendirilmez.

2.Antisipasyon(beklenti oluşturma):
Stres yaratan durumlar karşısında uyum sağlayabilmek için “beklenti oluşturma” kapasitesi son derece önemlidir.Bilinç düzeyinde yer alan bir savunma mekanizmasıdır.Kişi içinde bulunduğu durumu gerçekçi bir şekilde değerlendirerek ihtiyaçlarını,sınırlarını,taleplerini gözden geçirir ve düzenler. Bu Ego’nun planlama yapma özelliğinde görülmektedir.

3.Asetizm(çilecilik):
İd’den kaynaklanan cinsel dürtülerin ve bunların türevlerinin baskısı altında bunalan ve bu itkileri doyurma veya yüceltme şansı bulamayan ego tüm arzulardan vazgeçmeye,tümüyle geri çekilmeye karar verebilir.Bu savunma mekanizması dinsel bir yönelime kapı aralayabilir.

4.Mizah(Humour):
Ego stres ve gerilim yaratan olayların ciddiyetini azaltacak şekilde şaka yoluna başvurabilir.Kendi büyüklük ihtiyaçlarıyla alay ederek ve tehditkar kişi ve durumları karikatürleştirerek tehditin büyüklüğünü ve ciddiyetini küçümseyebilir. Asetizme yardımcı bir savunma mekanizması olarak da kullanılabilir.Sosyal ilişkiler esnasında espriye başvurmak ilişkilerdeki çatışmaları ve gerginliği azaltarak adaptasyon yeteneğini yükseltir.Diğer bir bakışla mizah, ifadesi uygun olmayan düşlem ve düşüncelerin kişinin kendisini ve diğerlerini rahatsız etmeden ifade etmesini sağlayan bir mekanizmadır.Mizahi haliyle her kes tarafından hoşgörülebilen ifadelerle insanlar zihinlerinde uygunsuz/yasak düşlem ve düşünceleriyle meşgul olabilme fırsatı yaratmış olurlar.

5.Sublimasyon(yüceltme):
Toplum tarafından hoş görülmeyecek istek ve yönelimleri toplumun saygı göstereceği şekilde sergilemektir. Hayat boyunca devam edebilen bir yöntemdir.Uygarlığın kurulması, yüceltme mekanizması sayesinde olmuştur denebilir.Küçükken kesici aletlere meraklı ve hayvanlara eziyet eden birisi ilerde meslek olarak tıbbı ve cerrahiyi seçebilir.Bu seçim yasaklanan agresif dürtülerin toplumsal olarak kabul görebileceği bir hale dönüşümünü sağlayan sublimasyon mekanizmasının eseridir.Sanatsal yaratıcılığın da temelde uygun biçimde çözülemeyen odipal karmaşaya ve kastrasyon anksiyetesine bağlı olduğu ileri sürülmüştür.

Düşük seviyede savunma mekanizmaları:
Bu tür mekanizmalar,çatışmanın çözümüne katkı sağlasa da semptom oluşumuna ve ya nevrotik davranış örüntülerinin kişiliğe kök salmasına neden olabilirler.

6.Bastırma (represyon):
Bastırma bilinç eşiğine ulaşan uygunsuz uyaran ve düşüncelerin gayri iradi ve otomatik olarak bilinçdışı alana sevk edilmesidir. Psikonevrozlarda rol oynayan temel savunma mekanizmasıdır. Bir dış uyarandan kaçılabilmesine karşın bir iç uyarandan yani içgüdüden kaçılamaz.Ama içgüdü bastırılabilir ya da kınanarak reddedilebilir.Freud bastırmanın yargıya dayalı reddetmenin bir ön evresi olduğunu ifade etmiştir. Bastırma işlemi bilincin oluşumuyla birlikte bilinçdışı ve bilinç ayrıldığında ortaya çıkar. İçgüdünün doyumu ile elde edilecek haz , içgüdünün ruhsal temsilcisi olan düşüncenin diğer istemlerle çatışması sonucu ortaya çıkacak hazsızlıktan daha ufak ise düşünce bastırılır yani bilinçdışına itilir.

Bastırma işlemini takiben bastırılan materyalin bilinçdışında tutulması için sürekli güç yani ruhsal enerji (libido) harcanması gerekir.Eğer bastırılan materyal çok zor baskı altında tutulabiliyorsa bilince dönmeye çalışabilir.Bastırılan düşüncenin bir “duygu kotası” vardır.Bu kota tamamen bastırılamayacak kadar yüksekse düşüncenin bastırılması işlemine ek olarak,duygusal enerji bilinç düzeyinde asıl düşünceyle çağrışım yapabilen ve onun yerine geçen bir nesneye bağlanabilir Başka bir ihtimal bu duygusal enerjinin bedensel bir semptoma dönüşmesidir.Her iki durumda da “başarısız bastırma” söz konusudur ve bastırma işleminin keşfini de bu türden başarısız bastırmalara borçluyuz.

7.Somatizasyon:
Psişik çatışmaların bedensel bir dille sergilenmesidir.Somatik konversiyon Freud’un tarif ettiği klasik histeri hastalığında görülen çoğu nörolojik hastalık belirtilerinin taklidine eşittir. Somatizasyon açık bir fiziksel belirti ve bulgu gözlenmeksizin bir takım ağrı,yanma,sızlama tarzı şikayetlerde bulunulması halidir. Psikosomatik hastalıklar ise psişik çatışmaların rol aldığına inanılan tıbbi olarak tespit edilebilen sedef hastalığı,mide ülseri,ülseratif kolit rahatsızlığı vb. gibi hastalıklardır.

8.Yer değiştirme(Displacement):
Bir düşünce bastırıldıktan sonra bu düşünceye eşlik eden duygusal enerji dış dünyaya,ilk bağlandığı nesne ile ilk bakışta alakası olmayan bir nesneye iliştirilir.Freud’un “küçük hans” vakası bastırma ile yer değiştirmenin birlikte bulunduğu bir nevroz öyküsüdür.Bu vakada(1909) Hans ,bir at tarafından ısırılma korkusu ile at fobisi geliştirmiş beş yaşında bir çocuktu. Viyana’da posta servisleri at arabasıyla yapıldığından evin önünden sürekli geçen at arabalarından korku duyuyor ve bu yüzden sokağa çıkamıyordu.Analiz edildiğinde annesine duyduğu sevgi ve kıskançlık nedeniyle babası tarafından cezalandırma korkuları içinde bulunduğu anlaşıldı.İğdiş edilme (=kastrasyon anksiyetesi ki atın ısırması ile temsil edilir) duyan çocuk babadan ve babasının sevgisinden vazgeçemediği için ona karşı duyduğu öfke ve korku duygularını bastırarak ,duyguların nicel bölümünü karışık bir ilişkiler yolunu izleyerek babanın yerini tutan atlara aktarmıştı.(displacement)Böylece sadece atlardan kaçınması yetiyordu.

9.Yapma-bozma(doing-undoing):
Yapılan hatalı bir davranışın özür dilemek ve bir daha yapmamak suretiyle affedilebileceğini çocukluk çağında öğreniriz. Yani işlenen kabahat (doing) çocuk pişman olursa affedilir, kabahat konusu eylem “iptal edilerek” hiç yapılmamışçasına unutulur(undoing). İşte yapma bozma mekanizmasının kökeni bu bilişsel düşünce paternine dayanmaktadır. Obsesif kompülsif hastalıkta (takıntı-zorlantı bozukluğu) ve alkolizm,uyuşturucu ve kumar alışkanlığı gibi dürtüsel (impulsif) kontrolün sık sık kaybedildiği bozukluklarda yapma –bozma mekanizması devrededir.

İd’den kaynaklanan ”Sadistik,şiddet içeren dürtüler” bilince çıkmak üzere ego’ya baskı uyguladığında bilinçte hissedilen “anksiyete” duygusudur. İşte anksiyetenin ego’da hissedilmesi-ki Freud buna “sinyal anksiyetesi” olarak adlandırır- ego’nun süperegoyu’da tatmin edecek şekilde savunma mekanizmalarını harekete geçirmesine neden olur.

Kişi, agresif dürtüler sebebiyle olduğu kadar anal veya odipal dönemde filizlenmiş ensest dürtüleri yüzünden de süperego’nun kınamasıyla karşı karşıya kalabilir. Bilinç alanında hissedilen, ensest duyguları gibi yasaklanmış arzular değil, bu arzuların süperego’nun yorumu ile “kirli niteliği”dir. Kendisini “kirlenmiş” hisseden nevrotik birey, kirlenme duygusunu gidermek için ellerini defalarca yıkamaya, sürekli gusül abdesti almaya,evin cam -çerçevesini sürekli silip,parkeleri ovalamaya kalkar..Bütün bu eylemler mantıksız olduğu ve sonuç vermeyeceği bilindiği halde ,yapılmadığında artan anksiyete duygusu yüzünden tekrar tekrar yapılır.

Temeldeki saldırgan dürtüler ile sembolü arasındaki bağlantıyı sağlayan ,bu tür nevroza özgü “büyüsel düşünce” biçimidir.Böylece nevrotiğin içinde artan anksiyete ,elektrik düğmesini kapatmasını ister. Elektrik düğmesinin kapatılması büyüsel düşünce mantığında , önemli bir figürün (ebeveynin-kardeşin,bir aile büyüğünün) ölümü anlamına gelmektedir.Düğme kapatıldıktan sonra (doing), süperego tarafından bilinçdışı olarak yayılan suçluluk duygusu nevrotiği düğmeyi açmaya zorlar.Bu şekilde ölüm iptal edilir.(undoing)Bu döngü arka arkaya , bilinçsiz olarak gün boyunca devam edebilir.

10.Zıt tepkiler oluşturma(Reaksiyon-formasyon):
Obsesif nevrozun gerisinde yatan savunma mekanizmalarından birisidir.Bilinçdışı agresif dürtüler,ensestiöz arzular ve fallik dönemde gerçekleşen mastürbatuar eylemler yüzünden süper ego kınaması (suçlaması) altında olan nevrotik birey ,bu kınamadan kurtulmak için dürtüsel eğilimlerinin tam tersi yönünde hareket eder.Şiddete karşı ya da katı ahlaki ilkeleri savunan birisi haline gelebilir.Kınamalar,kirlenme yönünde duyumsamalara dönüşmüşse nevrotik aşırı bir hijyen peşinde koşarak bir temizlik abidesine dönebilir.

11.İzolasyon (Yalıtma):
Obsesif nevrozda yürürlükte bulunan bir diğer mekanizma “izolasyon”dur. Ego, gerçekleşen anal/sadistik gerilemeden sonra bu döneme ait erotojen olduğu kadar saldırgan dürtülerle de baş etmek zorundadır.Öncelikle bunu saldırgan düşünceleri duygularından ayırarak(izolasyon) yapar. Duygusundan ayrılmış düşünceler bilinçte kuvvetsizce var olabilir ve pek bir anlam ifade etmemeleri nedeniyle ego için anksiyete duygusu uyandıracak kadar tehlikeli değildirler.

12.Özdeşleşme:
Freud,ego’nun id’e karşı, ancak kendisini bir sevgi nesnesi olarak sunması ve libido ile dolması halinde Eros’un bir temsilcisi haline gelebileceğini söyler.O halde, ego id tarafından dış dünyaya yöneltilen libidinal yatırımları kendisine çekmek üzere, dış nesnelerin içsel bir temsilcisini oluşturmalı, başka bir deyişle “özdeşleşmeler” kurma yoluyla id’in sevgisini isteme talebinde bulmalıdır.Ancak ego’nun bu durumda ,id’in ölüm içgüdülerinden kaynaklanan saldırılarına maruz kaldığını da görmekteyiz.

Süperego’nun oluşumu da özdeşleşme mekanizmasının bir sonucudur.Odipal dönemin sonunda (oğlan) karşı cinse (anne) olan ensestiöz arzulardan vazgeçerek aynı cinsten (baba) ebeveyn ile özdeşleşme sonucu gerçekleşir.

Özdeşleşmeden önce ,özdeşleşmeyi hazırlayan bir mekanizmada İdealizasyon’dur

13.İntrojeksiyon(içe alma):
Sevilen veya nefret edilen objelerin kısmi veya bütün olarak içe alınmasıdır. Freud “Yas ve Melankoli” eserinde özdeşleşmenin depresyonun oluşum mekanizması içindeki yerini göstermiştir. Kaybedilmeye tahammül edilemeyen ama bir şekilde (ayrılık,ölüm sebebiyle) kaybedilen nesne ego’nun içine alınarak (introjeksiyon) korunur. Bu nesneye karşı geliştirilenhem sevgi hem de nefret duygusudur. (Ambivalan) Yani hem nefret hem de sevgi içerir. Bu yüzden saldırgan duygular egonun içindeki nesneye ve dolayısıyla egoya yöneltilir. Depresyonun öz suçlamaları ve hazsızlığı içe dönmüş bu saldırıdan kaynaklanır.

İlkel kabilelerde öldürülen düşmanların gücü kendilerine geçsin diye kalpler çıkartılarak yenirdi. Bu gün de geçerli bir anane olan ölü ardından yemek verilmesi alışkanlığı, şamanist inançlardan yadigar olup, yakınların ölenin ruhunu (gücünü) içe alma arzularını temsil edilmektedir.

Diğer Düşük düzeydeki savunma mekanizmaları
Bu mekanizmalar da diğerleri gibi içinde bulunulan şartlara uyum sağlamaya, ruhsal acıdan kurtulmaya yöneliktir. Ancak kullanımları gerçeği ileri düzeyde tahrif eder.Dolayısıyla arzu edildiği gibi ruhsal denge etkili biçimde düzenlenemez ve sosyal uyum bozulur.

14.Yansıtma (projeksiyon):
İntrojeksiyonun tersine bilinçdışı dürtüler ve düşünceler dışsal nesnelere yansıtılır. “Kıskançlık ve paranoyada” bastırma ve inkar ile işleyen üçüncü mekanizmadır.

“Yansıtılmış kıskançlıkta” erkek ya da kadın kendi içinde yaşanan sadakatsizlik eğilim ve itkilerini kendilerine yakıştıramaz ve bastırırlar. Bastırıldıkları yerden bilince doğru akmak isteyen itkiler ile yüzleşmemek için ”dikkatlerini eşlerinin bilinçdışına çevirirler”. Böylece eşlerinde bilinçdışı sadakatsizlik itkilerini yakalayacak delilleri toplamaya başlarlar.

“Sanrısal kıskançlık” ise paranoya benzeri bir tablodur.

Karısının baktığı o adamı, aslında adamın “kendisi sevmiyordur”, kadın seviyordur.Böylece aslında sevgi nesnesi olan birden azılı düşman haline gelir.

Kötülük görme paranoyası (perseküsyon paranoyası) Freud’a göre sevgi isteği ile başlar. Ancak çevrelerindeki kişiler bu sevgiyi vereceklerine, kayıtsızca davranırlar. Dost olmuyorlarsa ,dost olmak için yapmaları gerekenleri yapmıyorlarsa o halde düşmandırlar. Alınma sanrıları bu fikre dayanır. Eşcinsel arzular ve bu arzuların örselenmesi söz konusu olduğundan dolayı düşman daima paranoya sahibi ile aynı cinstendir.

15.Yansıtmalı özdeşim (projektif identifikasyon):
Bu mekanizma özdeşleşme (idantifikasyon) amacıyla iç dünyadaki hisleri kıskanılan (envy-haset edilen) birisine yöneltmek ,onu yansıtılan niteliklere sahipmiş gibi hayal ettikten sonra onunla özdeşleşmektir.

16.İnkar (denial):
Bilinç alanına girmesine tahammül edilemeyen duygu, düşünce ve anılar inkar edilerek hiç yaşanmamış addedilirler.Çocuklarda görülen, gerçeklikle uyumlu olmayan bir savunma mekanizmasıdır. Ölen birisinin öldüğünün kabul edilmeyip bir süre sonra döneceğinin iddia edilmesi,teşhis edilen ağır bir kanser tanısının sanki hiç konulmamış gibi davranılması inkar örneklerindendir.

17.Bölme(splitting):
En ilkel savunma mekanizmalarındandır. Nesne ilişkileri teorisine göre yoğun olarak yaşamın ilk iki yılında kullanılır. Bebek kendisine haz veren iyi nesneler ile hazsızlık yaratan kötü nesneleri psişik yapısında ayrı ayrı kompartımanlara yerleştirir. Böylece haz veren iyi nesneler kötü olanların yıkıcılığından korunmuş olur. Gelişim sürdükçe çocuk ebeveyninin davranışına göre ayırdığı kendisine ait iyi ve kötü nitelikleri de “iyi ve kötü ben” olarak ayırır. Yıllar geçtikçe çocuk saf iyi ve saf kötü olmadığını, başta annesi olmak üzere dışsal nesnelerin iyi ve kötü görünen yanları olduğunu anlar. Böylece bölünme ortadan kalkar ve iyi-kötü özelliklerin tek bir nesneye ait olduğu kabul edilir. Borderline kişilik bozukluğu ve narsisitik kişilik örgütlenmesinde (sınır kişilik) bölünme mekanizması erişkin hayatta kullanılmaya devam edilir. Bu tür hastalar dünyayı siyah-beyaz olarak görür ve kendi benliklerini de bütün ve devamlılığa sahip tek bir ben gibi görmezler.İdeal nesneler ve ideal ben değerleri ile değersiz nesneler ve değersiz ben değerleri ayrı kompartımanlarda tutulmaya devam edilir.

18.Regresyon (gerileme):
Psikoseksüel gelişim evrelerinden gelişimsel bakımdan daha üst bir basamakta olandan daha altta olana dönüşe gerileme denir. Bulunulan basamakta ihtiyaçların karşılanamaması, basamağın gerektirdiği ego performansının gösterilememesi(ego zayıflığı),evrenin gerektirdiği modda cinsel dürtülerin doyurulamaması gerilemeye yol açar.

Bir çocuğun yeni doğan kardeşine gösterilen ilgiyi kıskanmasının ardından gece altına kaçırmaların başlaması çocuğun tuvaletini kontrolünün kazandığı anal evreye gerilediğini gösterir.Parmağını emmeye başlayan büyük bir çocuk oral devreye regrese olmuştur. Alkolizm de ve yeme bozukluklarında patolojinin altında oral devreye gerileme görülür.

19.Çözülme (dissociation):
Diğer savunma mekanizmaları ile başa çıkılamayan anksiyete varlığında devreye girer.Hastanın düşünce ve duygulanımı birbirinden ayrılır. Zihinsel düzensizlik görülür. Orientasyon kaybı ve şuurda bulanma hali görülebilir. Kişi nerede olduğunu ne yaşadığını hatırlamayabilir. Gerçeklik duygusu ileri derecede hasar görür ve psikotik bir tablonun habercisi olabilir. Herhangi bir trafik kazasından sonra yaralılara yardım etmek ya da kendini kurtarmak yerine ortada dolaşıp sağa sola bakan ya da sıkıştığı araçtan çıkmaya çabalamayanların yaşadığı durum olarak da özetlenebilir.

Özgüven, ise kişinin kendi hakkında değerlendirmesi ve bunun sonuçlarını içerir. Kişinin kendi özelliklerini ne ölçüde olumlu ya da olumsuz bulduğu hakkındaki düşüncelerinin, bu düşüncelerin yol açtığı duygu ve düşüncelerin ifadesi davranışların tümü Özgüven kavramında toplanır. Özgüven kavramı ilk kez Amerikalı psikolog William James tarafından 1890 yılında kullanılmıştır. James, “kişinin başarılarının hedeflerine olan oranı” olarak tanımlamıştır. Kişinin kendisiyle ilgili ben çirkinim düşüncesi, umutsuzluk ve utangaçlık duygularına yol açıp, çekingen tavırlar sergilemesine neden olabilir.

Yani Ego’nun organizmayı tanımlamasının ardından Süperego’ tarafından öğrenilmiş cezalandırma ve mükafatlandırma aşamalarının aşamalarının çalışması olarak da tanımlanabilir.

1946-1964 arasında doğanlar batıda “Baby Boom” kuşağı diye nitelendiriliyor. Bu kuşek kendilerinin yeterli özgüvene sahip olamadığı için eğitim ve iş hayatında “başarısız” olduklarını düşündükleri için çocuklarına yüksek özgüven vermek istemişlerdir. 1990’lı yıllara gelindiği zaman yapılan ardarda araştırmalar yüksek özgüvenin zarar verdiğini ortaya koymuştur. 2000’li yıllardan sonraki kuşak kendi ebeveynlerinin verdiği eğitimlerin tersine özgüvenden çok özdenetim mekanimazının daha kuvvetli olduğunu düşünerek çocuk gelişiminde bunu öne çıkarmışlardır.

San Diego Üniversitesi’nden psikolog Jean Twenge Baby Boom kuşağının çocukları 1970 ve 2000 arasında doğanları Y kuşağı olarak nitelendirmekte. Bu yıllar arasında doğanlar yüksek özgüvenleri nedenleriyle hayatlarında başarılı olamamaktadır. 1980 yılından sonra ABD’de narsist kişilik yapısı iki katı artmıştır. Şişirilmiş özgüvenin sonucu narsisit kişilik yapısı, eleştirileri kabul etmez, aldatmaya yatkın, saldırgan, sınavda aldığı düşük notlar için öğretmenleriyle tartışmaktan çekinmez ve fiziksel görünüşüne son derece önem verir. ABD’deki plastik cerrahi operasyonları da artma eğilimi göstermiştir.

2003 yılında Florida Eyalet Üniversitesi’nden Roy Baumeister’in yaptığı araştırmanın sonuçları özgüven konusunda sağlam bilgiler verdi. Yüksek özgüvenli kişilerin stres altında daha çabuk depresyona girdiği gözlemlendi. Özgüveni düşük insanların sorunlara karşı daha esnek davranabildiği gözlendi. Aynı araştırma daha önce bilinen saldırganlığın temelinde düşük özgüven yattığı kanısını yıktı. Saldırganlığın kaynağının hak edilmemiş yüksek özgüven olduğu görüldü. Saldırgan davranış sergileyen suçlular, davranışlarını kendilerini aşağılanmış ve hakarete uğramış hissettiklerini söyleyerek açıklamışlardır. Sokak çetesi üyeleri kendilerini iyi olarak tanımlarken bunun aksini ifade edenlere karşı saldırgan tutum geliştirdikleri görülmüştür. Okuldaki zorbalık yapan çocukların kendilerini diğerlerinden üstün gördüğü ve düşük özgüvenli çocuklara karşı şiddet uyguladığı görülmüştür.

Düşük özgüvenle ilgili Anton Çehov’un ”memurun ölümü “ isimli kısa öyküsünde Ivan Dimitriç Çerviakov‘ un kişiliğinde küçük insanın trajikomik yaşantısına ışık tutar. Bir tiyatro temsili sırasında aniden hapşıran Çerviakov, önünde oturan amirinin üzerine tükürüğünün bulaşmış olabileceğini düşünür. ilk özrünün yeterince anlaşılmadığı kaygısıyla, amirini bıktırıncaya kadar defalarca özür dilemeye yeltenir. En sonunda korktuğu başına gelir; kovulur. Evine döner, kanepeye uzanır ve ölür.

Suçluların yüksek öz güven nedeniyle yaptığı saldırganlıklar, Ego’nun Yansıtma savunma mekanizmasıyla açıklanabileceği gibi, Çerviakov’un özgüvensizliği ise Yapma Bozma ile açıklanabilir.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özlem Ayduk, Ego’nun İd’i kontrolünde iradenin önemine dikkat çekmektedir. Özgüven eksikliği başkalarının hareketlerini yorumlarken de bir takım sorunlara ve reddedilme durumlarında aşırı tepki göstermeye yol açabilir. Özgüven eksikliği yaşayan insanlar en hafif reddedilme durumunda kendilerinin sevilmediği, saygı görmediğini düşünüp gösterdikleri tepkilerle bu yolu da tıkarlar. Sevdikleri nesnelere karşı İntrojeksiyon mekanizmasıyla tepki verebilirler.

Ayrıca evlilik ve karşı cinsle ilişkilerde aşırı kıskançlık olarak da görülmektedir. Partnerini kıskançlıklarıyla bunaltmakta, ve partnerinin bilinçdışı hareketlerinden onun sadakatsizliğine ilişkin deliller toplamaya çalışmaktadır. Sonunda bilinçdışı yakaladığı bir durumu da buna ispat olarak göstermektedir.

Özdenetimi artırıp dürtülere fren koymamız gerekiyor.

Doç. Dr. Özlem Ayduk, özgüveni sağlamak için ve özdenetimi kuvvetlendirmek için şu maddeleri öneriyor.

1) İradenizi iradeli kullanın.
2) Plan yapın
3) Enerji deponuzu doldurun
4) Pratik yapmanın önemi: Belirli spor alışkanlıkları veya sosyal aktiviteler
5) Alışkanlık edinin
6) Spasifik olun
7) Olumlu düşünün….

Peki Wing Chun ve Özgüven arasındaki bağlantı

Wing Chun’a başlayan insanların tamamı derslerin ardından daha fazla özgüven duyduklarını belirtmiştir. Doç. Dr. Özlem Ayduk’un sıraladığı maddeler bakarsak. Wing Chun öğrencileri ve uygulayıcıları yeteneklerini canlı tutmak için sürekli antrenman programına bağlı kalmaktadır. Bu da Plan yapma, pratik yapma ve alışkanlık edinme şıklarını doldurmaktadır. Wing Chun yaparak hayatını disipline edenlerin büyük bir bölümü yemek alışkanlıklarını da kontrol ettiği için enerji dopunuzu doldurun şıkkı da gerçekleşmiş oluyor.

Wing Chun öğrencileri derse ayna karşısında başladıkları için bir anlamda Ego’nun organizmayı tanıması açısından sağlam bir adım atılmış oluyor. Dersler sırasında vuruş için vücudun zayıf noktaları ve bu noktalara gitmek için kullanılacak güçlü uzuvlar öğrenildiği için kendini bedenen tanıma sürece tam gerçekleşiyor. Ayrıca her gün yaptığı egzersizlerde yol katettikçe uygulayıcının özgüveni ve kendine inancı artıyor.

Wing Chun’un ilk formu Siu Nim Tao “küçük fikir yolu” teknikler kadar felsefi anlamlarda veriyor. Çok büyük olmayan küçük kol hareketlerinin etkilerini gösteriyor. Rakibin yumruğunu yüzden 1 metre değil ama değmeyecek kadar bir mesafede tutmaya odaklanıyor. Küçük hareketlerin büyük sonuçlarına küçük fikirlerin açtığı büyük düşüncelere işaret ediyor.

Küçük ve ısrarlı atılan adımların bir planın parçaları gibi birleşebileceğini ise Chum Kiu (Köprü kurmak – bağlamak ) form gösteriyor. Hayatın içindeki küçük iyilikleri Chum Kiu form ile birbiren bağlayarak akıcı bir davranış bütünü elde edebiliyoruz.

Wing Chun verdiği özgüven ile insanların yaşamlarında karşılaştıkları olumsuz durumları meydana getiren kişilere karşı dur deme ve seslerini yükseltecek gücü sağlamaktadır. Id’nin inteklerini dengeleyen Ego’ya kullandığı organizmayı tanıtmakta bu organizmaya yeni yetenekler katmaktadır. Ayrıca kişinin kendi vücuduna olan güvenini sağlayarak kendi sevmesini ve Id’in yaşam enerjisini artırmaktadır.

KAYNAKLAR:
* Freud ve Psikalanizin Temel İlkeleri (Prof.Dr. İsmail Ervesim)
* Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik Eki
* Varoluşçu Psikoterapi Uzman Dr. Can Güngen
* Wikipedia
* Milliyet Gazetesi
* Psikiyatr Merkezi Reyhan OksayRitmix RDF-701реклама сайта в google бесплатнокупить спецтехникуbinary options free bonusможет ли студент взять кредитноутбуки с процессором i5binary trading reviewrents in miamibest binary broker in the worldкак взломать вконтактеmeganakrutka.comцерковь духовного возрожденияато украинадвижение документооборотаdatakam.com.ua аренда объективов харьковкак правильноenglish toстеклянные крышки для сковородоктренога для видеокамерысмартфон китайский

No Comments to "Wing Chun 1 TG tezim"

Copyright © 2010 - Tüm hakları saklıdır - EBMAS Bakırköy Bahçelievler Wing Tzun (Wing Tsun - Wing Chun) Okulu
İletişim: +90 507 122 39 05